SANAT HABERLERİ KÖŞE DİYOR Kİ AKTÜEL
Paylaş

Röportaj // Extramücadele

BAĞIMSIZ SANAT

Eser Baykuş | 24. Ekim 2010

Extramüdacele: “Bu toprakların başındaki en büyük bela cahillik”

Outlet ve Mtaar dışında bir başka sanatçı insiyatifi ise Extramücadele. 1997 yılından beri hayatımızda olan ve Memed Erdener’in hayata geçirdiği bir proje olan Extramücadele de çağdaş sanat dendiğinde ilk akla gelen isimlerden. Erdener, Extramücadele’nin dünden bugüne hikayesini anlattı.

Extramücadele nedir?

Extramücadele 1997'de başlamış bir projedir. Hayali siparişler üzerine çalışır. Toplumsal baskı altındaki bütün topluluklar için işaretler tasarlar. Onların hayali isteklerine uygun resimler, heykeller yapar, hatta filmler çeker.

Günümüzde sıkça telaffuz edilen bir kelime var; taraf! Extramücadele taraf mı?

Extramücadele taraf değildir. Olamaz. Taraf olursa yapılan şeye artık sanat diyemeyiz. Extramücadele diye adlandırdığım bu acaip şeyin durduğu yer her şeyin ortasında, tüm fikirlerin, akımların ve ideolojilerin arasındadır. Aynen Anıtkabir gibi tam ortadadır, her yanı açıktadır, kolonlarının arasından rüzgarlar eser doğunun ve batının cereyanının altındadır. Hatta zatürre olmak üzeredir. İğneyle ayakta durmaktadır.

Extramücadele’yi özellikle Hafriyat’taki çalışmaları ile tanıyoruz ama Memed Erdener’i pek fazla tanımıyoruz. Memed Erdener kimdir?

Çocukken yüzbaşı Volkan'ı, köpekbalıklarını, balinaları ve dev kalamarı, gezegenleri, altı milyon dolarlık adamı ve dünyaya düşen uzay istasyonu Skylab'ı çok sevmiştim. Daha sonra biraz büyüyünce, boğazda patlayan Rumen bandıralı şilebi, 80 ihtilalini, Saint Benoit'nın tekme atan müdürünü, şımarıklarını, tarikatçılarını, sıra üzerinde çorapla namaz kıldıran din hocasını, okulu kerhane yanına ya da kerhaneyi okul yanına yapan zihniyeti hiç mi hiç sevmedim. Biraz daha sonraysa yani 20’li yaşlarımda, haftalık mizah dergisi Deli’de sahici ve aktüel olanı, akademide Bülent Erkmen’den yöntem bilgisini, Hafriyat sanat grubundaysa mahalli olanı tanıdım, öğrendim. Kendimi bunlarla eğittim. Kısacası beni ben yapan üç mektep var: Birincisi, Almanya'daki mastırını benim için bırakan annemin ve beraber Çınarcık'ın bütün balıklarını tuttuğumuz babamın mektebi, ailem. İkincisi, Deli dergisi ve mizah. Üçüncüsü, tabi ki Hafriyat. İşte bütün bunlardan ortaya çıkan şey benim.

Neden reklamcılığı bıraktınız?

Biliyor musun ileride ne olacak? Büyük bir U dönüş... İnsanlığın bu büyük U dönüşü sayesinde şirketler kar amaçlı olmaktan hizmet amaçlı olmaya dönüşecekler. Hatta belki de onlara şirket bile denemeyecek. Gereksiz kar etmekte ısrar eden markalarsa insanlar tarafından fark edilecek, tercih edilmeyerek önce marketlerden sonra eyaletlerden ve ülkelerden en sonunda da tüm dünyadan çekilecekler. İşte o zaman, insanlar sahiden ihtiyaç duyduklarında yeni bir ürün tasarlanacak. İnsanlar sahiden ihtiyaç duyduklarında gidip onu satın alacaklar. Bu sayede çalışma saatleri azalacak. Aile, çocuklarına ayıracak vakti bulacak. Ansiklopedi ve pedagoji ticaretin emrinden çıkacak ve aile için çalışmaya başlayacaklar. Toplumun satın alma ihtirası yok olacak. Yaşama sevinci tüm boşlukları dolduracak. Boş vakit kutsanacak. Aylaklık, yüzyıllar sonra cool bir edayla geri dönecek şehirlere, sokak aralarına, mutfaklara ve yatak odalarına... İşte bu aylaklık bana uğradı sanırım. Bu büyük U dönüş için seneler evvel kendime vermiş olduğum bir söz vardı “40 yaşımda bu işi bırakacağım” diye, 40 yaşıma geldim ve reklamcılığı bıraktım.

Gelişen teknoloji ile birlikte sizce teknoloji-sanat ilişkisi ne boyutta olacak? Siz de grafik-tasarımdan gelen bir sanatçısınız…

İnternet sayfamın (www.extramucadele.com) iki defa virus bombardımanına tutularak hack’lenmesi buralardaki teknoloji ve sanat ilişkisini bana güzel gösterdi.

Yurt dışında digital arts kapsamında pixel art, sticker art gibi akımlar aldı başını gidiyor. Türkiye olarak biz biraz geride mi kaldık?

Keşke sadece pixel art’ta geri kalsaydık. Bu toprakların başındaki en büyük bela cahillik. Birinin söylediği bi laf var: “bu kadar cahillik ancak tedrisatla olur” diye. Cahillik, açgözlülük, saldırganlık ve bunun üzerine haddinden fazla kutsal olgu. Sonuç bir tür faşizm. Abarttığımı düşünüyorsanız lütfen Levent’teki en yüksek gökdelen Sapphire’in 56’inci katına çıkın ve İstanbul’a bir bakın. Daha 100 sene evveline kadar bir imparatorluk başkenti olan şehir nasıl bu hale getirilebilir düşünün lütfen. Cahillik, açgözlülük ve saldırganlığın neticesi “beton cehennem” en korkunç haliyle bu binanın tepesinden gözüküyor. Yeni bi isim vermek gerekse Yahya Kemal'in Katledilişi Blokları demek isterdim Maslak civarına. "Sana dün bir tepeden baktım azîz İstanbul!"

Hoca olarak da görev alıyorsunuz. Sanat ya da yaratıcılık öğretilebilir mi?

Umarım beceriyorumdur. Edebiyatı, çağdaş sanatı, tasarımı ve illüstrasyonu harmanlayarak anlattığım deneysel bir şey benim ders. Bence her şey öğretilebilir.

Çalışmalarınızın birçoğunda topluma nüfus eden milliyetçiliği eleştirdiğinizi görüyorum. Yanılıyor muyum? Bu sizin için ne tür bir tehlikeye işaret ediyor?

Bugün artık milliyetçiliğin de tanımı biraz farklı. Mesela sahici bir meclis olsa içinde esnaf, işçiler, işsizler, kadınlar, anarşistler, eşcinseller, travestiler, lümpenler ve umursamayanlar olurdu. İnsandan nefret eden bir düşünce de burada barınamazdı. Herkesin sesi duyulurdu... Dünyada bugün yaşanan şey, belki de zamanın ruhu mu demeli, düvel-i muazzamanın yani zenginlerin, fitlerin, baştan çıkarıcıların, güzellerin, kendini baştan sona yenileyenlerin çirkinlere ve fakirlere karşı soğuk savaşı. Bir başka deyişle zenginlerin zarafet ve güzelliği, fakirlerin adalet isteğini yendi. Düvel-i Muazzama yaşamak için seksi işsizlere ve fena halde kışkırtıcı fakirlere gereksinim duyuyor. İnsanın içini gıdıklayan psikolojik sorunlulara ya da cüretkar tavırlı sefillere ihtiyaç duyuyor.

Plastik sanatlar dışında sanatın diğer kollarının hızla apolitikleştiğine şahit oluyoruz. Siyasi filmler çekilmiyor, sanatçılar dünya görüşünü bile söylemeye çekinirken siz nasıl oluyor da bu kadar açık yüreklilikle işler üretiyorsunuz?

En iyi bildiğim şey bu. Düşünmek, düşündüğümü bir cümle haline getirmek ardından bu cümleyi harflerle değil resmederek anlatmak. Bu beni mutlu ediyor. Her işimin ardında ya da başında mı demeliyim bir yola çıkış cümlesi vardır mutlaka. Biliyorsun önce söz vardı. Kur’an OKU diye başlıyor. Mesnevi ise DİNLE diye.

Tek bir cümleyle Extramücadele’nin ne yapmaya ya da neyi başarmaya çalıştığını söyler misiniz?

Sadece entellektüellerin değil herkesin anlayabildiği bir görsellik ile sanat. Sanırım böyle bir şey. Anlaşılması basit, fakat kendisi asla basit olmayan.

Türban Şoray, medya tarafından büyük ilgi çekti. Bu çalışmanın kısaca hikayesinden bahseder misiniz?

Türban Şoray ilk türk müslüman komik karakteri. Kara çarşaflı bir kızın da mizah ve ironi duygusu olabileceği fikriyle ortaya çıkmıştı. Bugünse çok daha derinlikli ve karmaşık biri benim için. Onu seviyorum. Sanırım 7 sene evvel, Türban Şoray’ı ilk kez çizdiğimde arkadaşım Dürnev’e “gözleri aynı Türkan Şoray’ın gözleri oldu, adı ne olsa acaba?” diye sorduğumda o da “tabi ki Türban Şoray” demişti. Teşekkür Dürnev.

Sizi tabulara karşı mücadele eden bir sanatçı olarak değerlendiriyorum. Türkiye tabulardan ne zaman ve nasıl kurtulur?

Türkiye değil ama sen ve ben tabularımızdan kurtulsak bu da önemli bir şeydir. Çünkü sen de ben de en az Türkiye kadar önemliyiz kardeşim. Bu sayfanın mizanpajını yapan da, matbada basan da, kamyonla başka şehirlere taşıyan şoför de ve tabi ki yazıyı okuyan da en az Türkiye kadar önemli. Biz tabularımızdan kurtulsak az şey mi?

Çağdaş sanata yüklediğiniz anlamı sorabilir miyim?

Hayatı çekilir yapıyor. Yeni düşünceler olmadan hayat ne kadar sıkıcı. Çağdaş sanatta Türkiye ve dünyayı kıyasladığınızda genel anlamda neler söyleyebilirsiniz? Şu an dünya ve Türk çağdaş sanatını nasıl görüyorsunuz? Türk çağdaş sanatını değerlendirmenizi istesem bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Şeyh Bedrettin’in (14. yüzyıl) bir güzel sözü var: “Gerçek, halka açıklanamaz. Açıklanırsa ya yollarını sapıtırlar ya da o gerçeği söyleyeni suçlarlar. Gerçek ve halk ayrı ayrı gözetilerek birbirlerine alıştırılabilirler. Ama herhalde halk gerçeğe alıştırılmalıdır.” Türkiye’de çağdaş sanat, halkı gerçeğe alıştırıyor diye düşünüyorum.




 

Ercan AYÇİÇEK // boğulursan eve gelme

Gizli
  Resim, Türk medyasının da hizmetinde  
Jno Didrickson
  Totem Sanatı  
Beral Madra
  TÜRKİYE’DE ÇAĞDAŞ SANAT!  
Osang Gwon
  YABANCI SANATÇILARIN GÖZÜYLE ÇAĞDAŞ SANAT!  
Johan Tahon
  Türkiye aşığı heykeltıraş!  
Müjde! İşsize Müze Bedava
DÜNYA ÇAĞDAŞ SANAT ORGANİZASYONLARI
Eller Gider Mersin’e….
Sallandıracaksın Bir-İki Tanesini Taksim Meydanı’nda….
Van Gogh’a Kulağını Kestirten İçki
 
 
www.haberdaret.com (sanat haberleri | haberdar@ ) 2005- 2011 |  sanat haberleri   ersin dündar galeri internet